abla-fav

aysegulcoruhlu.com dan April 2,2024 tarihinde print edilmistir.

LDL kolesterol neden kötülenir?

Ekran Resmi 2022-08-29 20.32.12
ayşegül coruhlu hakkında

Dr. Ayşegül Çoruhlu

Cellular Longevity
Circadian Health
Reverse Aging
Longevity

Diğer Makalelerim

Longevity nedir?
Yemekten sonra neden uykulu hissederiz? Cevap: orexin.
Alkol vücuttan nasıl atılır, bedeli nedir?

 

LDL kolesterole neden kötü kolesterol denir?

Kardiyovasküler hastalıklar genelde yüksek kolesterol ve yüksek LDL kolesterol ile ilişkilendirilir. Bakalım LDL, namıdiğer kötü kolesterol ne kadar suçlu?

Vücudumuz büyük ve küçük çaplara sahip kilometrelerce damar ağıyla çevrilidir. Bu damar hattı her hücremize ulaşarak onları kanlandırır. Damar ağımıza, kanı taşıyan borular analojisiyle yaklaşırsak, damarlardaki hastalıkların, sağlam borulardan paslanmış borulara geçiş manasına geldiğini söyleyebiliriz.

Damar hastalıklarında pek çok etken var. Bu yazının konusu ise suçlular listesine ilk sıradan yerleştirilen kolesterol ve onun ekürisi LDL kolesterol. Damar hastalıkları tedavisinde her ikisi de düşürülmek istenir. En son resimde doğru bir yaklaşım olan kolesterol düşürülmesi tedavisini tartışmıyoruz. Biz filmi geri sarıyoruz, olayların başlangıcına dönüyoruz. Neden LDL kolesterol başa bela olabiliyor?

Öncelikle kolesterol hayati bir moleküldür. Pek çok hormonun kaynağı olmaktan başka, tüm hücre zarlarında yer alır. LDL kolesterol ise hücrelere ulaşan kolesteroldür. Damar içinde dolaşır. Tek başına gezemediği için bir taşıyıcı proteine bağlıdır. Apo-B100 isimli bir protein ile hücrelere ulaşır. LDL kanda dolaşırken ona en yakın hücreler, damarların endotelindeki hücrelerdir. Endotel, damar iç yüzeyini sıvayan hücreler grubudur. Kolesterole bağlı damar hastalıklarından bahsettiğimizde zaten bu endotel hücrelerinden ve onlarda meydana gelen değişikliklerden bahsederiz. Damar plakları, endotel hücreleri ve atındaki yapılarda oluşan plaklardır. Yani damarda bir sorundan bahsediyorsak, damar iç yüzeyi hücreleri yani endotel hücreleri bizim ilk konumuzdur.

Endotel yapı

Endotel kelimesini bariyer kelimesiyle değiştirebiliriz. Genelde daha çok bilindiği için endotel yapıya örnek olarak bağırsağı hatırlayalım. Bağırsak endoteli derken bağırsak içini kaplayan mukozal yüzeyin hücrelerinden bahsederiz. Bağırsak sağlığı için bu mukozal yapının sağlam olmasını iseriz. Eğer bağırsak mukozal hücrelerde hasarlanma varsa bu sağlamlık azalır. Açılan aralıklardan içeriye sızmalar, ‘sızdıran bağırsak’ olarak adlandırılır. Pek çok hastalığın başlangıcıdır.

Aynı şey damar endoteli için de geçerlidir. Endotel de sağlam olmalı, sızdırmamalıdır. Normalde öyledir. Damar endoteli birbirine sıkıca yapışık hücrelerden oluşur. Bu yapışık yapının adı tight junction’dır. Aynı tabir bağırsak için de kullanılır ve daha iyi bilinir. Ancak tüm endotellerin ve damar endoteli dahil bu şekilde sıkı tight junctionlara sahip olması gerektiği yeterince tekrarlanmaz. Bu paragraftan yazacak olduğumu sezdiğinizi biliyorum: Bağırsaktaki gibi, damar endotelinde de bir sızdırma hali olabilir mi? Cevap; evet. Çok aşırı olduğunda bu durum özel adı olan bir hastalıktır.

Sızdıran damar

Çoğu kişide az da olsa damar endotel sağlamlığı bozulmuştur. Sızdıran damar meselesini mikro boyutta ele alıyorum ve konuyu kolesterole bağlayacağım.

LDL kolesterol ve onun taşıyıcısı Apo-B100 proteinine dönelim. Normal şartlarda bu ikisi endotel hücresine gelince hücre tarafından tanınır. Bazı hücrelerde reseptör aracılı, bazı hücrelerde farklı bir yöntemle LDL hücre içine alınır. Orada tekrar parçalanıp kolesterol esterleri denen yapılara döner. HDL yani iyi kolesterol de bunları karaciğere geri taşır. Normalde olayın bu şekilde olması gerekirken, damar endotel hücrelerinde sızdırma başlarsa, dar aralıklı hücre arası boşluklar genişler. Normalde 6 nanometreden büyük yapılar endotel hücrelerinden içeriye sızamazken, endotel hasarı sızdıran endotele sebep olursa bu aralıklardan içeriye geçen maddelerin kontrolü zorlaşır.

Yayınlarda sızdıran endotel başlığıyla çıkan yazılar, daha şiddetli hastalıklar üzerinedir. Kolesterol veya damar plaklarıyla ilgili yayın sayısı oldukça azdır. Ancak ben, tüm mukozaların ve tüm iç endotelin gerçek bir bariyer fonksiyonu göstermesinin ve bariyerin  korunmasının damar hastalıklarında da çok önemli olduğunu düşünüyorum. O yüzden damar hastalıklarında ilk konu LDL kolesterolden önce endotel sağlamlığıdır. Endotel hasarı sonrası, bariyer fonksiyonu zayıfladıkça, LDL’nin endotel hücrelerinde sorun çıkarmaya başlaması artar. LDL, endoteldeki hasara bağlı enflamasyondan etkilenir.

Enflamasyon serbest radikal üretimiyle beraber yürür. LDL’nin serbest radikal hasarından okside olması zaten bilinen bir konudur. Oksitlenmiş LDL manasında Okside -LDL ölçümü, damar hastalıklarını önceden tespit etmekte kullanılan bir testtir. LDL lipittir ve lipitler oksidasyona çok hassastır. Okside olmuş LDL’nin kaderi, sağlıklı LDL gibi değildir. Sağlam LDL, endotel hücresinde ‘geri dönüşüme’ uğrar ve karaciğere gider. Okside LDL ise ‘zararlı ve işe yaramaz’ bulunduğu için hücrede yok edilmelidir. İşte burada devreye baş yok edici daha doğrusu baş çöp yiyici makrofajlar girer. Hücrede bir çöp artık varsa, makrofajların işi onu pac-man gibi içlerine alıp yok etmektir. Gelgelelim bu işe yetişemediklerinde, içlerindeki LDL artıkları tam yok edilemez, tuhaf sarı yapılar olarak birikir. İçi lipit artığı dolu makrofajlara ‘foam cell’ yani köpük hücreleri denir. Tüm damak plaklarının başlangıcında foam cell oluşumu vardır. Mikroskop altında içi yağ dolu hücrecikler gibi görünürler. Eğer makrofajlar tam temizlik yapamazsa, onlar da birer enflamasyon kaynağı olurlar. Enflamasyon daha çok serbest radikal ve daha çok oksitlenme demektir. Bu durum daha çok endotel hasarı, daha çok sızdıran endotel şeklinde kısır döngüyle devam eder, olaylar birbirini büyütür.

Sadece oksidasyon değil şeker de sorunun parçasıdır. Okisde-LDL dışında Glike-LDL de vardır. Glikozdan hasar görmüş LDL manasında. Yukarıda LDL’nin protein yapılı taşıyıcısından bahsettim Apo-B100, bu bir proteindir ve tüm proteinler kan şekeri yüksekliğinde ‘şekerlenir’, glikozile olur. Glikozun proteine yapışması ve onun fonksiyonunu bozması manasındadır. Apo-B şekerlenirse, ona yapışık gezen LDL de hatalı yapı olarak algılanır. Aynı okside olmuş LDL gibi, şekerlenmiş olanı da makrofajların yok etmek istediği çöpler grubuna girer. Artan şekerlenmeyi temizlemeye makrofajlar yetişemediğinde köpük hücrelere dönerler. Bunlar birikip zamanla kalsifiye olunca, anjiyoda plaklar olarak karşımıza çıkarlar.

Ne yapmalıyız?

Buraya kadar, çok kaba olarak bildiğiniz kötü kolesterol LDL konusunda, direkt LDL’yi değil asıl kötüleri yazmaya çalıştım. LDL’nin adının kötüye çıkmasında mekanizmayı sıralarsak;

• Damar endotel sağlamlığının bozulması

• Sızdıran damar

• Şekerlenmiş Apo-B’ye bağlı LDL

• Oksitlenmiş LDL

• Tüm bunlarla baş etme sorunu yaşayan, temizliğe yetişememiş makrofajlar, içleri yağ artığı dolu halde köpük hücrelere dönmüşler

• Köpük hücreler zamanla sertleşmiş

• Zamanla damarlarda sertlik, darlık, plak, hipertansiyon oluşmuş.

• Siz artık kalp-damar hastasısınız.

Şimdi neler yapmalıyız ona gelelim.

Damar endotel sağlığı, genel sağlığın bir göstergesidir. Damarların esnekliği, kan basıncına göre kasılıp gevşeyebilmesi hayatidir. Endoteli korumak için, bağırsak için ne yapıyorsak onları yapacağız;

• Sebze ağırlıklı beslenme

• Lifli beslenme

• Sigara içmemek

• Egzsersiz…

LDL’yi oksitlemek için de benzer cevaplar gelir:

• Antioksidan besinler

• İyi yağlar

• Damar sağılığına yüksek faydası olan mor renkli sebzeler (içerdikleri resveratrol sebebiyle)

• Damar esnekliği için Omega-3 içeren besinler

LDL-Apo B’yi şekerlemek için ise;

• Ani şeker piklerine izin vermeyen karbonhidratların tüketilmesi

• İşlenmiş unlu gıdaların tüketilmemesi

• Gece açlığı…

Tüm bu listeye oksijenle ilgili sorunları ayrı bir başlık olarak eklemeliyiz. En kötüsü uyku apnesidir. Horlama, deviasyon vs tüm oksijen azlığı sorunları damar hastalıklarına davetiyedir.

Bu yazının amacı kolesterol-kalp damar meselesine, bağırsak hastalıklarında yaklaştığımız gibi yaklaşmaktı. Bu iş öncelikle bir bariyer sorunu mu, ardından bir beslenme sorunu mu diye sorgulamaktı. Kalp-damar hastalıklarından ölümler yüzdesi ilk sırada. Tüm doğruları yapıyor olsak da hala bu hastalıklara ailesel yatkınlığımız olabilir. Kan Kolesterol-LDL-HDL-Trigliserid testlerimiz genetik olarak sorunlu olabilir. Hekimlerinizin verdiği ilaçlar doğrudur. Bizim amacımız ilaç gerekliyse, ilacın etkisini desteklemek ve ileride ilaca rağmen bizi bekleyen tehlikelerden korunmak için yaşam ve beslenme desteğini sağlamak olmalıdır.

 

Bazı referans yayınlar:
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/18625445/#:~:text=Oxidized%20LDL%20(oxLDL)%20represents%20a,formation%20of%20macrophage%20foam%20cells.
https://www.cell.com/fulltext/S0092-8674%2800%2981574-3
https://www.sciencedirect.com/topics/medicine-and-dentistry/oxidized-low-density-lipoprotein
https://www.nature.com/articles/emm199927.pdf?origin=ppub